DANS, PSİKOLOJİ VE HORON

DANS, PSİKOLOJİ VE HORON
Dans.  Sadece bu sözcüğü duymak bile insanın kendini daha iyi hissetmesini, içinin kıpır kıpır etmesini sağlar. Dans çoğu insanın zihninde eğlence ile eş anlamlıdır.  Ancak dansı sadece eğlence boyutuna indirgemek dansa biraz haksızlık olmaz mı?
İnsanların neden dansettiği, dansın insana kendisini neden bu kadar iyi hissettirdiği, insanın bedenine, zihnine ve ruhuna ne tür katkılar sağladığı her zaman bir merak konusu olmuştur.  Öncelikle belirtmek gerekir ki, dansın tarihi insanlığın tarihi kadar eskidir; dünya üzerinde dansetmeyen, kendini dans ile ifade etmeyen bir insan topluluğu neredeyse hiç olmamıştır.
Dans, kişinin, duygularını ve düşüncelerini, bedenini kullanarak  ifade etme biçimidir; bedenin kullanılması ile ifade edilen her türlü duygu ve düşünce de hem kişinin kendisinde hem de onu izleyen kişilerde derin izler bırakır.  Beden, kişinin sahip olduğu ilk varlığıdır ve sözün henüz oluşmadığı bebeklik döneminde tüm ihtiyaçlar, istekler, duygular beden üzerinden ifade edilir.  Daha sonraki gelişim dönemlerinde kişinin ifade biçimi daha sözel ve daha soyut olsa da beden kişide her zaman çok temel ve derin duyguların ortaya çıkmasına aracı olur. Dans ve beden aracılığı ile bir çok hikaye anlatılabilir. Dansın, birbirinin dilini anlamayan insanlar arasında bile bir iletişim dili olabilmesi, insanları birbirine bağlayabilmesi, dansın, hareketin, insanların tümünde  ortak  olan temel ifade biçimlerine yönelik olması ile ilgilidir.
Dans, kişinin zihninin ve bedeninin birarada kullanılmasını da sağlar.  Günümüz toplumunda, bir çok insan hareket etmeden, bütün gün bir masanın başında, sadece zihnini kullanarak çalışmakta ve bedenine giderek yabancılaşmaktadır. Dans, kişinin, kendini bir bütün olarak algılaması, bedenine hakim olabilmesi için son derece disiplinli ve estetik bir fırsat hazırlar.
Dans, kişinin yaratıcılığını geliştirmesine, kendini özgür bırakmasına da olanak sağlar. Dans sayesinde, beden algısıyla sorun yaşayan kişilerin de zaman içinde kendi bedenlerini daha olumlu olarak algılayabildikleri görülür.  Bedeniyle daha barışık olan kişiler, yavaş yavaş bedenlerinin sınırlarını keşfetmeye ve kendi bedenlerini nasıl yönetebildiklerini, bedenlerinin onlara ne tür hareket olanakları sunduğunu görmeye başlarlar.  Bu da kişinin özgüveninin gelişmesine büyük bir olanak yaratır.
Dans, tek başına yapılabilse de daha çok toplu olarak yapılan bir etkinliktir.  Kişinin tek başına dansetmesinin, bedeni ile müziği birleştirebilmesinin ruhu dinginleştiren, kişiyi özüne dönmeye yönlendiren bir yönü vardır. Bu şekilde, kişi zihnindeki bir çok düşünceden uzaklaşıp sadece dansa odaklanır; bu da aynı meditasyon gibi kişiyi arındıran bir etki sağlar. Toplu olarak edilen danslar ise, kişinin bir bütüne, bir gruba ait olma ihtiyacına cevap verir.  Diğer dans edenlerin hareketlerini izlemek, kendi adımlarını onlarla uyum içinde tutmak, gerektiğinde sırasını beklemek, verilen yönergeleri uygulamak, ortaya çıkan performansta katkı sahibi olmak, kişinin hem özgüvenini geliştirir hem onu daha bilinçli bir birey haline getirir hem de empati becerisini güçlendirir.  Dans ve dans ortamı, kişinin sosyal becerilerini geliştirmesi için de çok farklı olanaklar sunar.
Dansın, bedeni dinç tutmaktaki katkısı ise bilinen bir gerçektir.  Düzenli şekilde dans eden kişilerin zaman içinde beyinlerini daha etkin bir biçimde kullanabildikleri bilinmektedir.  Aynı şekilde, dans eden kişiler, mekan içinde bedenlerini daha rahat kullanabilmekte, alan içinde daha rahat hareket edebilmektedirler. Daha profesyonel dansçıların, birbirleriyle sözlü iletişim kurmadan sadece figürlerin içindeki hareket yapılarını ve sıralarını çözerek birlikte hareket edebildikleri ve farklı bir iletişim biçimi oluşturdukları gözlenmektedir. Dans, ayrıca serotonin düzeyini yükselttiği için stresi azaltmakta ve kişinin kendisini daha iyi, daha mutlu hissetmesini sağlamaktadır.
Dans, aynı zamanda kişinin dikkatini odaklama ve sürdürme becerilerini de geliştirmektedir. Bu becer,i dans figürlerini öğrenip uygularken, diğer dansçıların hareketlerini izlerken, onlara uyum sağlamaya çalışırken ve hareketleri hatırlarken gelişmektedir.
Dansın, kişinin duygusal, zihinsel ve fiziksel gelişimine sağladığı yararlara, son dönemde yapılan araştırmaların sonuçlarıyla bir yenisi daha eklenmiştir: Dans, kişinin Alzheimer hastalığına karşı korunmasında ciddi yararlar sağlamaktadır.  21 yıl boyunca izlenmiş ve araştırma sonuçlandığında 75 yaş ve üzerinde olan kişiler üzerinde yapılan bir araştırma, kişleri Alzheimer hastalığından ne tür aktivitelerin koruduğunu saptamayı hedefliyordu.  Hem zihinsel hem fiziksel aktivitelerin incelendiği bu araştırmada, hastalığı önlemeye kitap okumanın katkısı %35, düzenli bulmaca çözmenin katkısı %47 iken, düzenli dansetmenin katkısı % 76 olarak bulunmuştur. Araştırmacılar, bu bulguyu şu şekilde açıklamaktadırlar: Çok basit olarak bakıldığında, zeka kişinin seçim yapma ve karar verme becerisi olarak tanımlanabilir.
Çok hızlı karar vermeyi gerektiren etkinliklerin de kişinin zihnini diri tuttuğu bilinmektedir. Bunun yanında yeni yeni şeyler öğrenmek da zihni diri tutar. Dans, öncelikle beynin hem hareket hem mantık hem müzik hem de duygu alanlarına yönelik olduğu için, aynı anda bir çok beyin alanine çalıştırmakta ve bu alanların birbirleriyle işbirliği içinde olmalarını sağlamaktadır. Bu da beyin içindeki nöronlar arasındaki bağları güçlendirir. Dans sırasında ise kişi ister yönlendiren ister takip eden konumda olsun çok hızlı kararlara ve değişimlere ayak uydurmak, diğer bir deyişle sürekli “uyanık” olmak zorundadır. Dolayısıyla, dansın  içinde olmak kişinin beyninin eskimesine izin vermez.
Dansın sayısız türlerinin olduğu ve kişilerin bir nedenden dolayı belli bir dansa yöneldikleri bilinen bir gerçek.  Horon, Karadeniz bölgesine ait, ancak bugün çok daha geniş bir coğrafyada oynanan bir oyun. Müziği, enstrümanları, sözleri, adımları tümüyle kendine özgü.  İlk bakışta basit görünse ve kişide “Bunu yapamayacak ne var?” hissi yaratsa da, işin içine girdikçe bütün gizin ayrıntılarda olduğunu hissettiren bir dans.  Her dans muhakkak ki, içinde oluştuğu coğrafyayı ve insan topluluğunu yansıtır; sonuçta o insanların dışavurumu olarak ortaya çıkmıştır. Karadeniz insanı, horonu ait olduğu ortamın bir parçası olduğu için, o topluluğa ait olduğunu hissetmek, kendini o kültür üzerinden ifade etmek için oynar; hem temel kurallara bağlı kalır hem de kendine ait, özgün ifadesini geliştirir. Horonun yavaşladığı ve hızlandığı anlar kişinin değişik ruh hallerine karşılık gelir.
Horonun bu hem sahip çıkan hem de özgür bırakan yönü, Karadeniz kültürü içinde yetişmemiş kişiler için de çekicidir. Tıpkı yeni yürümeye başlayan bir çocuk gibi, adımlarınızı acemice atarsınız, ama her zaman tutunacağınız bir çerçeve vardır ve bu size güven verir.  Öte yandan, kendinize güveniniz ve beceriniz geliştikçe, daha kendiniz gibi olmaya da izniniz vardır.  Çok derin bir kültürden geldiği ve aslında bir çok yönü olduğu için hiç bir zaman “Horonu bitirdim” diyemezsiniz; size mutlaka  keşfedilecek yeni alanlar sunar. Aynı figürleri, kişiye özgü değişikliklerle çok büyük bir topluluk içinde, o toplulukla ahenk içinde yapmak, kişinin ait olmak ve sahip çıkılmak ihtiyaçlarına tam denk gelir.
Sonuç olarak, horon, dansın sağladığı yararları tümüyle sunabilen bir dans türü.  Bu nedenle de ruh, beden ve beyin sağlığını düşünen herkese şiddetle tavsiye edilir.
Klinik Psikolog
Şeniz S.Pamuk
Yorum Gönder

Popüler Yayınlar